Nasıl Bir Rapor
Ağustos 2025’te JIMENA — Jews Indigenous to the Middle East and North Africa (Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın Yerli Yahudileri) tarafından Sephardic & Mizrahi Jews in the United States: Identities, Experiences, and Communities (ABD’de Sefarad ve Mizrahi Yahudiler: Kimlikler, Deneyimler ve Topluluklar) başlığıyla 149 sayfalık bir rapor yayımlandı. Araştırmanın baş yürütücüsü Dr. Mijal Bitton; finansörler arasında Jim Joseph Foundation, Charles and Lynn Schusterman Family Philanthropies, Paul E. Singer Foundation, Maimonides Fund ve Diane and Guilford Glazer Foundation gibi büyük Amerikan Yahudi vakıfları yer alıyor.
Rapor üç farklı yöntemi birleştiriyor: mevcut akademik literatürün ikincil analizi, dört topluluk üzerine yapılmış 122 mülakat ile etnografik gözlem (Brooklyn’deki Suriyeli, Los Angeles’taki İranlı, Queens’teki Buharalı ve Güney Florida’daki Latin Sefarad toplulukları), ve Pew Research Center’ın 2020 ulusal Yahudi anketi ile sekiz yerel cemaat çalışmasının niceliksel analizi. Niceliksel kısmı Brandeis Üniversitesi’ndeki Cohen Center for Modern Jewish Studies (CMJS) yürüttü.
Bu rapor türünün ABD’deki ilk kapsamlı çalışması. Yıllardır Amerikan Yahudi cemaat çalışmalarında ya yetersiz temsil edilen ya da yanlış tanımlanan bir nüfus, ilk kez bu kadar ayrıntılı ele alınıyor. Atra raporunun hahamlık alanını haritalandırması gibi, bu rapor da Sefarad ve Mizrahi kimliklerini bütünsel bir çerçevede konuşuyor.
Sefarad ve Mizrahi: Terimlerin Yolculuğu
Raporun belki de en değerli çerçevesi terimlerin tarihsel evrimini açıklaması. Çünkü “Sefarad” ve “Mizrahi” kelimeleri zaman içinde anlam değiştirmiş, farklı coğrafyalarda farklı kullanımlar kazanmış kavramlar.
Sefarad teriminin kökeni Tanah’taki Ovadia kitabına dayanıyor (1:20). “Sefarad” ifadesi orada Yeruşalayim’den sürülen Yahudilerin yerleştiği bir yer olarak geçiyor. Zamanla bu kelime Roma İmparatorluğu’nun Hispania dediği bölgeyle, yani İber Yarımadası ile özdeşleşti. Sonra Müslüman Endülüs, Hristiyan İspanya ve nihayetinde modern İspanya devletini de kapsayacak biçimde genişledi. Böylece “Sefarad” yalnızca coğrafi değil, Orta Çağ İber Yahudi medeniyetinin bütününü temsil eden bir kavrama dönüştü: kültür, topluluk, gelenek.
Bugün Sefarad teriminin üç farklı boyutu var.
Soy/köken olarak Sefarad: İber kökenli Yahudiler ve onların 1492-1497 sürgünleri sonrası dünyaya dağılan torunları. Sürgünler İber Yarımadası’ndan çıkan Yahudileri Hollanda ve İngiltere gibi Batı Avrupa ülkelerine, Akdeniz havzasına, Ortadoğu’ya ve Kuzey Afrika’ya taşıdı.
Dini gelenek olarak Sefarad: Yahudi hukuku (halaha) ve geleneklerinin (minhag) iki ana yorumundan biri. Diğeri Aşkenazi gelenektir. Rabbi Yosef Karo’nun Şulhan Aruh‘u (16. yy) Sefarad halahasını kodifiye etti; Rabbi Moşe Isserles’in Mappa eklentisi ise Aşkenaz adetlerini ekledi. Bu iki gelenek bugün hâlâ paralel biçimde yaşıyor. Maimonides (12. yy), Yosef Karo (16. yy) ve Rabbi Ovadia Yosef (20. yy) gibi figürler Sefarad geleneğinin kilometre taşları arasında.
Sosyal kimlik olarak Sefarad: Aşkenaz Yahudilerine kontrast olarak şekillenmiş bir kimlik. Tarihsel olarak Amsterdam, İtalya, Yeruşalayim gibi yerlerde dini pratik, sosyo-ekonomik durum ve cemaat ilişkileri açısından bir farklılığı ifade ediyordu. Ladino, bu kimliğin önemli bir dilsel işaretiydi.
Mizrahi terimi ise çok daha yeni — 19. yüzyılın sonlarında ortaya çıktı, esas olarak 20. yüzyılın ikinci yarısında İsrail’de yerleşti. Mizrah “doğu” demek; Mizrahim “Doğulular” anlamına geliyor. İsrail’in baskın Aşkenaz grupları, MENA (Ortadoğu ve Kuzey Afrika) bölgelerinden gelen Yahudileri başlangıçta “edot ha-mizrah” (Doğu Toplulukları) diye adlandırmıştı; sonra “Mizrahim” terimi yerleşti. Başlangıçta küçümseyici bir çağrışımı vardı — sözde “Doğu”nun sosyal, kültürel, ekonomik geriliğini ima ediyordu. MENA Yahudileri zamanla bu terimi sahiplendi ve dönüştürdü; özellikle son yıllarda akademisyenler ve genç kuşak tarafından bilinçli bir kimlik kategorisi olarak kullanılıyor.
ABD’de durum farklı şekilde gelişti. “Sefarad” terimi Amerika’da, İber kökenine bakılmaksızın, “Aşkenazi olmayan” anlamında pan-etnik bir kısaltmaya dönüştü. Yani Suriyeli, İranlı veya Buharalı Yahudiler — kökenleri İber Yarımadası’nda olmasa da — kendilerini “Sefarad” olarak tanımlıyor. Raporda Suriyeli bir cemaat üyesinin sözleri tam bu durumu anlatıyor: “Sefarad kelimesini kullanırız, ama aslında Suriyeli demek istiyoruz. Bizde ‘Suriyeli’ Sefarad cemaatinin bir alt kümesi gibi değil, neredeyse Sefarad cemaatinin yerine geçen bir kelime oldu.”
Bu dönüşümün sebebi açık: ABD’de Aşkenaz Yahudiliğinin demografik ve kurumsal hâkimiyeti karşısında “Sefarad” terimi bir şemsiye işlevi gördü. Mizrahi terimini ABD’de kullananlar ise küçük bir grup — tipik olarak MENA kökenli olup İspanyol soyu olmadığı için “Sefarad” etiketinden rahatsız olanlar. Mülakatlarda görüşülenler arasında Mizrahi’den çok Sefarad terimi tercih edilmiş.
ABD’de Sefarad / Mizrahi Yahudi Nüfusu
Rapor, ABD’deki Sefarad/Mizrahi yetişkin Yahudi nüfusunu yaklaşık %10 olarak tahmin ediyor — yaklaşık 550.000-610.000 kişi. Bu rakam hem yalnızca Sefarad veya Mizrahi olarak tanımlananları, hem de karma kimliği (örneğin hem Sefarad hem Aşkenaz) olanları kapsıyor.
İlginç bir tartışma var burada. Pew’in 2020 ulusal anketinde Sefarad/Mizrahi Yahudilerin oranı %7 çıkmıştı. Brandeis’taki Cohen Center’ın yaptığı analiz ise yerel cemaat çalışmalarına dayanarak %11’e kadar çıkıyor. Aradaki fark soru biçiminden kaynaklanıyor.
Pew şu soruyu sormuştu:
Yahudi mirasınız bağlamında kendinizi şöyle düşünür müsünüz… (uygun olan tüm seçenekleri işaretleyiniz)
- Aşkenazi (Orta ve Doğu Avrupa Yahudi geleneklerini takip eden)
- Sefarad (İspanya Yahudi geleneklerini takip eden)
- Mizrahi (Kuzey Afrika ve Ortadoğu Yahudi geleneklerini takip eden)
- Diğer
- Emin değilim
- Bana uymuyor / Sadece Yahudiyim
Pew’in soruyu gelenek takip etme üzerinden sorması, dini bağlılığı zayıf Yahudilerden gelen yanıtları baskılamış. Ayrıca Sefarad’ı İspanya gelenekleri ile sınırlamak, Kuzey Afrika ya da Ortadoğu’dan gelip kendisini Sefarad sayan Yahudilerin bu kategoriden çıkmasına yol açmış. Cohen Center’ın yerel anketleri ise daha basit bir soru sormuş: “Yahudi mirasınız bağlamında kendinizi Aşkenazi, Sefarad, Mizrahi ya da başka türlü mü sayıyorsunuz?” Sadece kimlik tanımı sorulduğunda oran daha yüksek çıkıyor.
Soru biçimi anketin sonucunu doğrudan değiştirebiliyor. Bu metodoloji notu, sadece Sefarad/Mizrahi araştırmaları için değil, kimlik üzerine yapılan tüm anket çalışmaları için akılda tutulması gereken bir uyarı.
Dört Topluluk Profili
Rapor dört topluluğu derinlemesine inceliyor. Hepsinin ortak bir noktası var: 1965 ABD Göç Yasası’ndan sonra, yani Avrupa dışı göçü mümkün kılan değişiklikten sonra büyüyen göç dalgalarıyla şekillenmiş cemaatler. Klasik Sefarad göçleri (1654’ten itibaren New Amsterdam’a yerleşenler) ya da 19. yüzyıl Doğu Avrupa Aşkenaz göçü değil — daha yakın bir tarih.
Suriyeli Yahudiler (Brooklyn, NY). Suriye’deki Yahudi varlığı Roma dönemine kadar gidiyor. 19. yüzyılda Halep ve Şam ana merkezlerdi. Ekonomik baskılar ve Süveyş Kanalı’nın açılışı (1869) Halep gibi iç ticaret merkezlerini zayıflatınca, genç ve girişimci erkekler İngiltere, Güney Amerika ve ABD’ye göç etti. 20. yüzyılın ikinci yarısında Suriyeli Yahudi cemaati New York’ta MENA bölgesinden Yahudilerin sığındığı bir merkez hâline geldi: Mısır’dan kovulan ya da kaçanlar (1950’ler-60’lar), Lübnan iç savaşından kaçanlar (1970’ler-80’ler) ve Esed rejiminin göç yasağını kaldırmasının ardından (1990’lar) ABD diplomatik baskısıyla Suriye’den çıkabilenler.
Bugün Suriyeli Yahudi cemaati Brooklyn’in Flatbush/Midwood mahallesinde, yazları da New Jersey Deal’da yoğunlaşıyor. Cemaat kendi okul sistemini, kendi sinagoglarını ve kendi yardım kuruluşlarını kurmuş. Topluluk lideri tahminleri en az 50.000 kişiyi gösteriyor. En çarpıcı yanı belki şu: Suriyeli cemaatin Aşkenaz kurumlarından yapısal olarak en bağımsız topluluk olması. Kendi iç ekonomisini, kendi okul ağını, kendi liturjik geleneğini (Halep ve Şam ezgi sistemleri, Arap musıki geleneğindeki makamat kullanımı dâhil) sürdürüyor.
İranlı Yahudiler (Los Angeles). 1979 İran Devrimi’nin tetiklediği büyük göç dalgasıyla Amerika’ya gelen cemaat. Habib Elghanian’ın 1979’da idamı, pek çok ailenin İran’ı terk kararını netleştiren olay olarak rapora geçiyor. Bazıları doğrudan ABD’ye, bazıları Pakistan ya da Türkiye üzerinden yola çıktı. 1980’lerin sonunda İran Yahudilerinin çoğu ülkeyi terk etmişti.
Bugün Beverly Hills, Fairfax, Pico-Robertson ve San Fernando Valley İranlı Yahudilerin yoğunlaştığı mahalleler. Cemaat, Suriyeli cemaatten farklı olarak, hem kendi kurumlarını sürdürüyor hem de Aşkenaz liderliğindeki kurumlara aktif şekilde dahil oluyor. Sephardic Temple Tifereth Israel gibi kurumlarda İranlı varlığı belirgin. Los Angeles’ta “Tehrangeles” ve “Persian Square” gibi kentsel işaretler İranlı kültürünün kentteki yerleşikliğini gösteriyor. Cemaat 2021 LA Yahudi Cemaati Çalışması’na göre 22.500 kişi; topluluk liderleri 50.000-70.000 arası tahmin ediyor.
Buharalı Yahudiler (Queens, NY). Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle Orta Asya’dan gelen göç dalgasıyla büyüyen cemaat. Kökleri Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan ve diğer Orta Asya cumhuriyetlerinde. 1990’lar bu göçün zirvesiydi. Bugün Queens’te (Forest Hills, Rego Park, Kew Gardens çevresi) yoğunlaşıyorlar.
Buharalılar kendilerini ağırlıklı olarak “Buharalı” diye tanımlıyor; “Sefarad” terimini ise dini-hukuki gelenek bağlamında kullanıyorlar (Şulhan Aruh çizgisinde). Bir cemaat üyesi şöyle açıklıyor: “Şulhan Aruh‘un gelenek ve minhag‘larını aldığımız için Sefarad terimini rahatlıkla kullanabiliyorum, kökenimiz İspanya olmasa da.” Çarpıcı bir nokta: Sovyetler’den gelen kuşağın Komünist rejim altında dini hayattan kopuşunu, ABD’de telafi etme çabası — bazı durumlarda Ortodoks Yahudi kurumlarına entegrasyon yoluyla. Buharalı bir cemaat üyesinin sözleri: “Ailen buraya gelir ve onlara geldiğiniz yer tamamen yanlış, komünist ve karşıtını ispatlamak için elinden geleni yapmalısınız denir.”
Latin Sefarad Yahudiler (Güney Florida). Bu en az homojen profil. Cemaat üyeleri Suriye, Türkiye, Fas ya da İspanya kökenli ailelerin Latin Amerika’ya (Arjantin, Venezuela, Kolombiya, Meksika, Küba ve diğerleri) göç etmiş ardıllarından oluşuyor. ABD’ye göçleri çoğunlukla 20. yüzyıl sonları ve 21. yüzyıl başlarındaki Latin Amerika ekonomik krizleri ve siyasi istikrarsızlıkları sebebiyle. 2001 Arjantin krizi, Venezuela’daki çöküş, Küba devrimi sonrası ayrılışlar — birden fazla göç dalgası.
Diğer üç topluluğun aksine Latin Sefarad cemaati sıkı örgütlü kurumsal bir ağdan çok, sinagoglar etrafında örgütlenmiş gevşek bağlı bir nüfus olarak yaşıyor. Çoğu üye İspanyolca konuşuyor ve Latin Amerika ile sıkı bağları sürdürüyor. ABD doğumlu yeni nesilde “Latin Sefarad” pan-etnik kimliği güçleniyor; köken ülkeden gelen alt-kimlik (Türkiye doğumlu Sefarad, Suriye doğumlu Sefarad) zamanla yerini ortak Latin Sefarad kimliğine bırakıyor.
Ortak Özellikler
Dört topluluk farklı tarihler, farklı diller, farklı göç koşullarından geliyor. Yine de raporun belirgin biçimde ortaya koyduğu bazı ortaklıklar var.
Aile-merkezli yaşam. Haftalık Şabat akşam yemekleri, hayat döngüsü kutlamaları, kuşaklar arası yakın bağlar dört toplulukta da belirleyici. Aile yalnızca duygusal değil, sosyal ve dini hayatın temel örgütleyicisi.
Geleneksellik (masortiyut). Mezhep etiketinden bağımsız bir gelenek ve adet saygısı. Bir İranlı cemaat üyesinin sözleriyle: “Biri bana ne kadar dindar olduğumu sorarsa ‘gelenekselim’ derim — bu, bayram pratiğini bir araya gelmek için kullanmak demek. Şomer Şabat ya da katı koşer değiliz; mesele birlikte olmak.”
Kuruluş içi evlilik. Kültürel sürekliliği koruma adına, dört topluluk da büyük ölçüde kendi içinde evleniyor.
Kolektif değerler. Politik ve sosyal olarak görece muhafazakâr bir görünüm; güçlü Siyonizm; topluluk önceliği.
Köken ülkenin kültürüne demir atma. Yiyecekler, müzik, dil, gelenekler — köken ülkeyle bağ canlı.
ABD ırksal/etnik kategorilerine direnç. Bu önemli bir bulgu. Mülakatlarda görüşülen kişilerin büyük çoğunluğu — Suriyeli, Buharalı, Hispanik, Faslı, İranlı ve diğer MENA kökenli Yahudiler — kendisini “Jews of Color” (Renkli Yahudiler) olarak tanımlamıyor. DEI çerçevesi (Diversity, Equity and Inclusion — Çeşitlilik, Eşitlik, Kapsayıcılık) ya da “JOC” kategorisi yaşadıklarını yansıtmıyor onlara göre. Irk sorulduğunda yanıtlar aile kökeni, dini gelenek ve cemaat aidiyeti üzerinden geliyor; fenotip ya da ABD nüfus sayımı kategorileri ikinci planda kalıyor.
Sosyodemografik Tablo
Rapor, sekiz yerel cemaat çalışmasına dayanarak Sefarad/Mizrahi Yahudilerin Aşkenaz Yahudilerden farklarını da gösteriyor. Sefarad/Mizrahi yetişkinler ortalamada ABD dışında doğmuş ya da büyümüş olma olasılığı daha yüksek (%31’e karşı Aşkenaz’da %14), politik olarak ılımlı ya da muhafazakâr (%59’a karşı %37), ekonomik olarak daha kırılgan (%25-30’a karşı %18). Lisansüstü diploma oranı Aşkenazlardan düşük (%30-39’a karşı %50) ama ABD genel nüfusundan yüksek.
Buna karşılık cemaat katılımı yüksek: sinagog/cemaat üyeliği Sefarad’ta %35, Mizrahi’de %41, Aşkenaz’da %27. İsrail’le bağ daha güçlü: duygusal bağ Mizrahi’de %80, Sefarad’ta %79, Aşkenaz’da %69. Yahudi olmayan eşle evlilik oranı daha düşük: Mizrahi’de %23, Sefarad’ta %34, Aşkenaz’da %36. Mizrahi Yahudilerin Yahudi katılım göstergeleri Sefaradlardan da yüksek çıkıyor.
Kurumlarla İlişkiler
Dört topluluğun Aşkenaz çoğunluklu Yahudi kurumlarıyla ilişkisi farklı modeller çiziyor.
Suriyeli cemaat kendi kurumsal altyapısını kurarak yüksek özerklik kazanmış. İranlı cemaat kendi kurumlarını sürdürürken Aşkenaz liderliğindeki yapılara da geniş katılım gösteriyor. Buharalılar bazı kendi kurumlarını işletiyor, ama aynı zamanda mevcut Ortodoks (büyük ölçüde Aşkenaz) kurumlarına entegre olmuş durumda. Latin Sefarad cemaati ise sinagog merkezli, daha az formel bir cemaat ağı olarak yaşıyor.
Ortak nokta şu: Sefarad Yahudileri Aşkenaz çoğunluklu kurumlara dahil olduklarında marjinalleşme, yanlış anlaşılma ve kültürel görünmezlik rapor ediyor. Yahudi eğitim müfredatları Sefarad tarihini yeterince işlemiyor; “Yahudi yemekleri” listesi bagel ve kugel‘i içeriyor ama kibbe‘yi, boyoz‘u, börek‘i içermiyor; Yidiş kelimeler söyleme yerleşmiş ama Ladino ve Yahudi-Arapçası görünmez kalıyor.
Çalışmanın Sınırları
Rapor, kendi sınırlarını da net biçimde anıyor. Üç önemli sınır var.
İlk olarak, kartopu örnekleme kullanıldı (sosyal medya ve kişisel ağlar üzerinden katılımcı bulma). Bu bazı popülasyonlara erişimi kolaylaştırdı, bazılarına zorlaştırdı: genç ve seküler eğitimli bireylere ulaşmak kolay olurken, Haredi cemaatlere ve daha düşük sosyoekonomik gruplara erişim güç oldu. Ayrıca bazı cemaatlerde “güven açığı” gözlendi — katılım, cemaat liderlerinin onayına ya da kişisel bağlantılara bağlı kaldı.
İkincisi, kapsam sınırı var. Çalışma 1965 sonrası göç deseniyle şekillenen dört coğrafi olarak belirgin topluluğa odaklandı. Türk, Yunan, Faslı, Iraklı ve Yemenli Sefarad cemaatleri, İsrailli Mizrahi Yahudiler ve Aşkenaz çoğunluklu ortamlara entegre olmuş Sefardlar bu çalışmaya dahil değil.
Üçüncüsü, mülakatların yapıldığı zaman netleştirilmemiş. Bu önemli, çünkü rapor 7 Ekim sonrası dönemin ve 2024 ABD seçimleri öncesinde DEI’ye yönelik politik kutuplaşmanın verileri etkilediğini kabul ediyor. Hangi mülakatın hangi dönemde yapıldığı belli değil.
Bu sınırlar nedeniyle rapor kendini “ilk adım” (foundational, exploratory contribution) olarak konumlandırıyor. Yani kesinleştirici bir tablo değil, sonraki çalışmaların test edip genişletebileceği bir çerçeve.
JIMENA’nın Önerdiği Beş Paradigma Değişimi
Rapor, kurumsal değişim için doğrudan politika önerisi yerine beş “paradigma değişimi” sıralıyor.
Birinci değişim: ABD kategorilerinden bütüncül Yahudi çerçevelerine. ABD nüfus sayımı ırk/etnisite kategorileri ya da standart DEI çerçeveleri Yahudi çeşitliliğini tam yansıtmıyor. Soy, etnisite, ırk, din ve kültürün karmaşık kesişimini tanıyan çerçeveler gerek.
İkinci değişim: Marjinalleşmeden tanınmaya. Sefarad ve Mizrahi Yahudilerini sadece dışlanma ve mağduriyet üzerinden okumak, onların güçlü cemaatlerini, entelektüel geleneklerini ve katkılarını gözden kaçırıyor.
Üçüncü değişim: Tekil değerlerden değer çoğulculuğuna. Bütün Yahudi cemaatlerin aynı politik ya da sosyal değerleri paylaştığı varsayımı yanlış. Etkili kapsayıcılık çalışması, farklı bakış açılarına alan açmalı.
Dördüncü değişim: Aşkenaz normatifliğinden Yahudi çoğulluğuna. Avrupa Yahudi deneyiminin ve Aşkenazi normların varsayılan kabul edilmesinin ötesine geçmek; Ladino, Yahudi-Arapçası, Farsça gibi dilleri tanımak; farklı dini örgütlenme modellerini görünür kılmak.
Beşinci değişim: Tek tip çözümden adaptif kapsayıcılığa. Tek bir reçete bütün Yahudi topluluklara uygulanmaz. Karmaşıklığı kabul etmek, gerilimleri yönetmek, sürekli öğrenmeye açık olmak gerekiyor.
JIMENA bu paradigma değişimlerini somut tavsiyelere bağlıyor: Sefarad liturjisinin ve geleneklerinin entegrasyonu, Sefarad liderliğinin işe alımı, ilgili dillerde (İspanyolca, Farsça, Rusça, Arapça) hizmet sunumu, müfredatın uyarlanması, Sefarad liderliğindeki kuruluşlara destek verilmesi ve “Yahudi kültürü”nün cemaat alanlarında ne anlama geldiğinin temelden yeniden düşünülmesi.
Kaynak
Raporun İngilizce tam metnine jimena.org ve sephardicstudy.org üzerinden ulaşabilirsiniz.




