🔍

A History of Kabbalah: From the Early Modern Period to the Present Day

Yazar

Jonathan Garb

Yayıncı

Cambridge University Press

Format

Yayın Tarihi

2020

Sayfa Sayısı

340

Yazıda Neler Var

Künyesi

Jonathan Garb,A History of Kabbalah: From the Early Modern Period to the Present Day (Kabala Tarihi: Erken Modern Dönemden Günümüze)
Yayın tarihi: 2020 (Cambridge University Press)
Sayfa sayısı: 340
ISBN: 9781316607022
Basılı ve e-kitap formatlarında var.
Türkçe tercüme: Yok

Konu ve İçerik

Modern Kabala üzerine yazılmış ilk kapsamlı tarih çalışması olduğunu kitabın daha ilk sayfasında okurun yüzüne söyleyen Jonathan Garb, bu iddiayı bir kibirden çok bir alan tespiti olarak öne sürer. Kabala üzerine en bilinen anlatı, neredeyse bir asırdır Gershom Scholem’in 1941 tarihli Major Trends in Jewish Mysticism (Yahudi Mistisizmindeki Başlıca Akımlar) kitabıdır. Scholem’e göre modern Kabala’nın asıl başlangıç noktası 1492’de Yahudilerin İspanya’dan sürülmesidir; bu travma, 16. yüzyılda Safed’de Isaac Luria’nın etrafında şekillenen yeni bir mistik sistemin ana motorudur. Garb, Scholem’in çerçevesini reddetmez ama kritik bir noktada ondan ayrılır: modern Kabala’nın merkezi olayı sürgün değildir, Safed’de gerçekleşen ve kendi başına anlaşılmayı hak eden bir “ruhsal devrim”dir. Üstelik bu devrimin asıl mirası, Scholem’in pek üzerinde durmadığı 19. ve 20. yüzyıllarda, beklenmedik biçimde küresel bir kültürel güce dönüşmesidir.

Bu bakış açısından bakıldığında Kabala’nın modernliği yaygın varsayımdan farklı bir biçim alır. Garb modern Kabala’yı, geleneksel Yahudi entelektüel yaşamından kopup uzaklaşan değil; modernleşmenin tüm araçlarını (matbaa, yeni iletişim teknolojileri, ulus-aşırı göçler, otobiyografi gibi yeni edebî türler) içeriden özümseyerek kendini yeniden üreten dinamik bir gelenek olarak okur. Modern kabalistler kendilerini “biz modernler” diye nitelemekten çekinmemiştir; üstelik bunu Yahudi olmayan modernliğin bir taklidi olarak değil, kendi içsel sürekliliklerinin doğal bir uzantısı olarak yapmıştır. Garb’ın temel tezi şudur: modern Kabala özerk bir alandır, ne ortaçağ Kabalası’nın doğrusal bir devamıdır ne de seküler modernliğin sıkıntılı bir gölgesi. Kendi kuralları, kendi kurumları ve kendi tarihsel ritmi vardır.

Kitap yedi bölüm üzerinden ilerler. İlk bölüm modern öncesi Kabala ile modern Kabala arasındaki kopuşları ve süreklilikleri ele alır. Garb burada modern kabalistlerin bireysel deneyime, otobiyografi ve hagiografi gibi türlere, kardeşlik benzeri yeni topluluk biçimlerine yöneldiğini gösterir. Ortaçağ Kabalası’nda hâkim olan psödo-epigrafi (eserleri kendinden eski yazarlara mal etme) ve anonimliğin yerini kişisel günlükler, mektuplar ve “ego-belgeleri” alır. Reenkarnasyon (gilgul) öğretisi, ortaçağda büyük ölçüde gizli tutulurken modern dönemde ayrıntılı bir psikolojik kuram hâline gelir.

İkinci bölüm, kitabın belkemiğini oluşturan Safed devrimini inceler. 16. yüzyılın ortalarında bu küçük Galile kasabası, Osmanlı’nın 1516-1517’deki Suriye, Filistin ve Mısır fetihlerinin ardından gelen görece istikrar ve ticaret yollarına yakınlık sayesinde küçük bir mistik başkente dönüşür. Garb burada üç ayrı çevre üzerinde durur. Birincisi, Yahudi yasal külliyatı Halaha’ya hayatının eserini veren ve aynı zamanda Magid Mesharim adlı günlüğünde melekvari bir kadın varlıktan (büyük ölçüde Şehina) aldığı vahiyleri kaydeden Yosef Karo’nun (1488-1575) çevresidir. İkincisi, Cordoverian sistemiyle tanınan ve Kabala’nın kendi içine dair en sistematik öz-yorumlarından birini üreten Moshe Cordovero’nun (1522-1570) çevresidir. Üçüncüsü ve en etkilisi, ölümünden sonra adı modern Kabala’nın ortak referans noktasına dönüşecek olan Isaac Luria’nın (1534-1572) çevresidir. Garb, Safed’in mistik atmosferini yalnızca teorik metinler üzerinden değil; Şabat akşamı sinagoglarda hâlâ söylenen Lekha Dodi ilahisi, gece nöbetleri (tikkun), Sufi tasavvufuyla kurulan ihtiyatlı temaslar, Arap musıki formlarının (makamat) Yahudi liturjisine sızması gibi gündelik ritüel pratikler üzerinden de canlandırır.

Üçüncü bölüm, 17. yüzyılın “kabalistik krizi”ne, yani Sabetay Sevi hareketine ve onun çevresinde dönen dalgalara odaklanır. Garb, Sabetayizmi alışılmış üç çerçeveden birine, yani sapkınlık, dini çöküş ya da gizli Aydınlanma öncüsü, indirgemekten kaçınır. Bunun yerine, hareketin Safed Kabalası’nın mesihçi enerjisini kendine özgü bir biçimde radikalleştirdiğini, ardından da Avrupa’nın felsefi ve kültürel evreniyle (özellikle Spinoza, Leibniz, Knorr von Rosenroth, Cambridge Platonistleri ve hatta Newton’ın ezoterik yazıları üzerinden) kalıcı bağlar kurduğunu gösterir. Bu, Kabala’nın artık yalnızca Yahudi dünyasının iç meselesi değil, erken modern Avrupa düşüncesinin sessiz katmanlarından biri olduğu döneminin başlangıcıdır.

Dördüncü bölüm, 18. yüzyılı kanonlaşma çağı olarak ele alır. Bu dönemde Lurianik Kabala üç güçlü yorum geleneğine ayrılır. Birincisi Ukrayna’da Israel Baal Shem Tov (Beşt) etrafında doğan ve hızla kitlesel bir hareket olan Hasidizm’dir. İkincisi Vilna’da R. Eliyahu Gaon (1720-1797) önderliğinde gelişen, Hasidizm’e karşıt ve daha akademik-filolojik bir Litvanya çizgisidir. Üçüncüsü Yakındoğu’da Shalom Sharabi (Raşaş, 1720-1777) çevresinde örgütlenen, Lurianik kavvanot‘un (mistik niyetler) en titiz uygulayıcısı sayılan Sefarad ekolüdür. Garb, bu üç akımın birbirine rağmen değil, birbiriyle eşzamanlı biçimde olgunlaştığını ve modern Kabala’nın asıl çoğul yapısının da bu dönemde kurulduğunu vurgular.

Beşinci bölüm, 19. yüzyılı küreselleşmenin başlangıcı olarak çerçeveler. Hasidik dünyada tsadik‘in (azizvari önder) etrafında kurumsallaşan büyük hanedanlar (Lubavitch, Belz, Bratslav, Ger), Litvanya yeshiva ağının yayılması, Doğu Avrupa’dan Osmanlı Filistin’ine doğru kabalist göçler, Avrupa’da Theosophical Society ve benzeri Hıristiyan-ezoterik kanallar aracılığıyla Kabala’nın Yahudi olmayan kültürel alana sızması, hepsi aynı yüzyılın ürünüdür. George Eliot’un Daniel Deronda romanında işlenen reenkarnasyon teması, Bulwer-Lytton’ın utopik romanları, Emerson ve Amerikan Transandantalistleri’nin kabalist motiflere dolaylı temasları aynı dönemde ortaya çıkar. Garb burada bir uyarı yapar: bu yüzyıl Kabala’nın gerilemesi değildir; zorlu bir dönüşümün, bir disipline dönüşmenin yaşandığı dönemdir.

Altıncı bölüm, kitabın hacmen en yüklü bölümü, “uzun yirminci yüzyıl”a (1900-2020) ayrılmıştır. Başlığın “yıkım ve zafer” oluşu Garb’ın paradoksal tezini özetler. Bu yüzyıl, Holokost’ta Avrupa Kabala merkezlerinin yok edilmesine, Yakındoğu Sefarad cemaatlerinin yerinden edilip kısmen sekülerleştirilmesine ve Sovyetler Birliği’nde Yahudi geleneğinin radikal bir biçimde bastırılmasına tanıklık etmiştir. Ne var ki aynı yüzyıl, niceliksel olarak kabalistik üretimin zirvesi olmuştur. Yeni merkezler doğmuştur: Filistin/İsrail’de R. Avraham Yitzhak Kook’un (1865-1935) milliyetçi-mistik sentezi, R. Yehuda Leib Ashlag’ın (1885-1955) Lurianik geleneği “almak” ve “vermek” arasındaki diyalektik üzerinden yeniden yorumlayan radikal okuması, Kuzey Amerika’da Hasidik liderlerin oluşturduğu yeni cemaatler ve sonunda postmodern New Age hareketinin Kabala’yı küresel bir manevi metaya dönüştürmesi. Garb, Ashlag’ın öğrencisi R. Yehuda Brandwein’ın öğrencisi olan Philip Berg’in 1969’da kurduğu Kabbalah Centre’ı, Madonna ve diğer ünlülerle kurduğu bağ üzerinden bu küreselleşmenin en görünür örneği olarak inceler. Bu noktada önemli bir gözlem yapar: yirminci yüzyıl Kabalası, akademik araştırmanın kendisini de içerir. Scholem’in çalışmalarının modern Kabala üzerindeki etkisi dış bir gözlem değil, sürecin bir parçasıdır.

Yedinci ve son bölüm, beş yüz yıllık panoramada tekrar eden temaları ele alır: cinsiyet ve cinsellik (özellikle ilahi alemin cinsiyetli okumaları ve cinsel tikkun ritüelleri), mesihçilik (her dönemde farklı bir biçim alarak ısrarla geri dönen tema) ve mistik deneyimin kendi sınırları. Garb burada özellikle dikkat çekici bir yöntemsel hamle yapar: bu temaları tek başına izlemek yerine, modern Kabala’nın “süreç” boyutunu öne çıkarır. Sosyal yapılar, kurumsal süreklilikler, bilginin yayılma biçimleri, kültive edilen psikolojik durumlar; içerik kadar bunlar da tarihin nesnesidir. Sonuç bölümünde, Sefarad dünyasının çağdaş Kabala araştırmasında hâlâ büyük ölçüde ihmal edildiğini, gelecekteki araştırma alanlarının başında bu boşluğun geldiğini söyler.

İçindekiler

  • Giriş (Introduction)
  1. Modern öncesi ve modern Kabala: kopuşlar ve süreklilikler (Premodern and Modern Kabbalah: Breaks and Continuities)
    1. yüzyılın Safed devrimi (The Safedian Revolution of the Sixteenth Century)
    1. yüzyılın Kabalistik krizi (The Kabbalistic Crisis of the Seventeenth Century)
  2. Kanonlaşma: 18. yüzyıl (Canonization: The Eighteenth Century)
  3. Küreselleşmenin başlangıçları: 19. yüzyıl (Beginnings of Globalization: The Nineteenth Century)
  4. Yıkım ve zafer: 20. yüzyıl (Destruction and Triumph: The Twentieth Century)
  5. Tekrarlayan temalar: cinsiyet, mesihçilik ve deneyim (Recurrent Themes: Gender, Messianism and Experience)
  • Ek: Zaman çizelgesi (Appendix: Timeline)
  • Sözlük (Glossary)
  • Kaynakça (Bibliography)

Neden İlginizi Çekebilir?

Yahudi düşünce tarihiyle ilgilenen okuyucu için kitap, Scholem sonrası kuşağın Kabala araştırmasını nasıl yeniden çerçevelediğini görme imkânı sunar. Garb, hem Scholem’in çerçevesine derin bir saygı taşır hem de onunla açıkça hesaplaşır. Bu, alanın son seksen yılda nereden nereye geldiğini anlamak isteyenler için iyi bir başlangıç noktasıdır.

Osmanlı ve Türkiye Yahudi tarihiyle ilgilenen okuyucu için kitabın Yakındoğu kısmı özellikle değerlidir. Shalom Sharabi’nin Yemen’den Kudüs’e uzanan etkisi, Halep ve Bağdat’taki Sefarad Kabala merkezleri, 19. yüzyılda Doğu Avrupa’dan Osmanlı Filistin’ine yapılan göçlerin Kabala’nın coğrafyasını nasıl yeniden şekillendirdiği, Garb’ın panoramasında geniş yer bulur. Sefarad Kabalası’nın akademik literatürde halen yeterince incelenmediği yönündeki uyarısı, Türkçe konuşan araştırmacılar için doğrudan bir davet niteliğindedir.

Modern Yahudi mistisizminin küresel boyutuyla ilgilenen okuyucu için kitabın 20. yüzyıl bölümü kritiktir. Madonna’nın gündeme getirdiği Kabbalah Centre olgusunun arkasındaki tarihsel süreç, Kook ve Ashlag gibi kurucu figürlerin etkisi, akademik araştırmanın kendisinin Kabala’nın çağdaş yeniden üretiminde oynadığı rol, hepsi tek bir anlatıda toplanır.

Karşılaştırmalı din çalışmaları ve modernleşme kuramı meraklıları için Garb’ın asıl katkısı yöntemseldir. Kabala’yı modernlikle karşılaşmasında “asimile olan” ya da “direnen” bir gelenek olarak değil, modernliğin kendi içinden inşa edilen özerk bir alan olarak okuması, başka azınlık dini geleneklerin tarihsel analizine de uygulanabilecek bir çerçeve sunar.

Kabala’ya popüler ya da New Age perspektifinden ilgi duyan okuyucu için kitap kolay bir giriş değildir; akademik bir çalışmadır ve önbilgi gerektirir. Buna karşın yüzeysel popülerleştirmelerin ardındaki gerçek tarihsel zenginliği görmek isteyenler için bulunabilecek en güvenilir kaynaklardan biridir.

Yazar Hakkında

Jonathan Garb (d. 1967, Johannesburg), Kudüs İbrani Üniversitesi Yahudi Düşüncesi Bölümü’nde Gershom Scholem Kabala Profesörlüğü görevini Yehuda Liebes ile birlikte yürütüyor. Çocukluğunda Güney Afrika’dan İsrail’e göç eden Garb, akademik kariyerine başlamadan önce 1980’lerde Litvanya tipi yeshivalarda Talmud ve Kabala eğitimi aldı; ahlak felsefesinin Litvanya kolu olan Mussar geleneğini R. Shlomo Wolbe ile, Hasidik Kabala’yı ise Komarno’lu R. Eliezer Zvi Safrin ile çalıştı. Hem geleneksel Kabala dünyasının içinden gelmesi hem de İbrani Üniversitesi’nde Moshe Idel danışmanlığında yetişmiş olması, akademik yazılarına alışılmadık bir derinlik kazandırıyor.

Araştırma alanları rabbinik düşünce, modern ve çağdaş Kabala, mistik teknik ve deneyimlerin (özellikle şamanik trans) karşılaştırmalı incelenmesini kapsıyor. Ana teorik etkileri arasında Foucault ve fenomenolojik gelenek öne çıkıyor. Bu kitap dahil sekiz monografi yayımladı; Yale, Chicago, Cambridge ve Brill gibi yayınevlerinden çıkan eserleri arasında The Chosen Will Become Herds (2009), Shamanic Trance in Modern Kabbalah (2011), Yearnings of the Soul (2015) ve son olarak Does God Doubt: R. Gershon Henoch Leiner’s Thought in Its Contexts (2024) yer alıyor. 2014’te İsrail Bilim ve Edebiyat Akademisi’nin Gershom Scholem Kabala Araştırma Ödülü’nü, 2021’de ise A History of Kabbalah için Polonsky Beşeri Bilimler Yaratıcılık ve Özgünlük Ödülü’nü aldı.

Garb, Jonathan. A History of Kabbalah: From the Early Modern Period to the Present Day. Cambridge: Cambridge University Press, 2020.

Diğer Kitaplar

Bunları da beğenebilirsiniz

Welcome Back!

Login to your account below

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Add New Playlist