🔍

American JewBu: Jews, Buddhists, and Religious Change

Amerikan JewBu

Yazar

Emily Sigalow

Yayıncı

Princeton University Press

Format

Yayın Tarihi

2019

Sayfa Sayısı

280

Yazıda Neler Var

Künyesi

Emily Sigalow, American JewBu: Jews, Buddhists, and Religious Change (Amerikan JewBu: Yahudiler, Budistler ve Dinsel Değişim)
Yayın tarihi: 2019 (Princeton University Press)
Sayfa sayısı: 280
ISBN: 9780691174594 (basılı), 9780691197814 (e-kitap)
Basılı ve e-kitap formatları mevcut.
Türkçe tercümesi: Yok

Konu ve İçerik

Emily Sigalow kitabına Amerikan Budistlerinin sevdiği bir şakayla başlar. Yahudi bir kadın, ünlü bir guruyu görmek için Himalaya’ya yola çıkar. Uçaklar, trenler, otobüsler, öküz arabaları derken Nepal’in tepelerindeki uzak bir manastıra ulaşır. Bordo ve safran cübbeli yaşlı bir lama, gurunun dağın tepesindeki bir mağarada meditasyonda olduğunu, rahatsız edilmemesi gerektiğini söyler. Kadın ısrar eder. Lama sonunda kabul eder, ama uzun kalmaması ve guruya az sözle hitap etmesi şartıyla. Kadın ter içinde dağa tırmanır, mağaraya ulaşır, eğilir ve söyleyeceğini söyler: “Sheldon, ben annenim. Yeter artık, eve dön!”

Bu şaka kitabın hem girişini hem de içeriğini özetler. Amerika’da Budizmin Yahudi hayatıyla ilişkisi sıradan bir azınlık-içinde-azınlık öyküsü değildir. Ampirik araştırmalar Amerikan Budist topluluklarında Yahudi kökenli kişilerin oranının nüfustaki paylarının çok üstünde olduğunu gösteriyor. Sosyolog Wendy Cadge’in Cambridge Insight Meditation Center’da görüştüğü kişilerin neredeyse üçte biri Yahudi kökenliydi. James Coleman’ın Amerikalı Budistler üzerine yaptığı araştırmada bu oran yüzde 16,5 çıktı. Rodger Kamenetz’in tahminlerine göre Amerika’daki Batılı Budist çevrelerin yaklaşık yüzde 30’u Yahudi kökenlidir, oysa Yahudiler ülke nüfusunun yalnızca yüzde 2-3’ünü oluşturur. Sigalow’un sorusu şudur: Sheldon o mağaraya nasıl çıktı?

Cevabı kitap boyunca iki kavram etrafında örer. İlki, “Yahudi toplumsal konumu” (Jewish social location) dediği şey: Amerikan Yahudilerinin tarihsel olarak sol-liberal, kentli, seküler, üst-orta sınıf bir azınlık olarak konumlanmaları, onları başka Amerikalılardan farklı bir biçimde Budizm’le karşılaştıran zemini hazırlamıştır. Sigalow’a göre bu salt bir tesadüf değildir. Yahudilerin 19. yüzyıl sonu Amerikan toplumunda işgal ettiği yer, geleneksel Hristiyanlığa karşı eleştirel bir tutum, akılcı ve evrenselci bir dini arayış, sosyal adalete ilgi, kitap ve düşünce hayatına yatkınlık gibi özelliklerin bir araya geldiği bir alandı. Erken Budist modernistlerin Asya’dan getirip Batı’ya tanıttıkları “akılcı, etik, bilimle uyumlu, dogmadan arınmış” Budizm tasviri, tam da bu zemine oturuyordu.

İkinci kavram senkretizmdir. Sigalow’un burada yaptığı şey, terimi “saf bir geleneğin yabancı unsurlarla bozulması” gibi olumsuz çağrışımlarından kurtarıp ciddi bir analitik araç olarak yeniden kullanıma sokmaktır. Amerikan din sosyolojisinde “salad bar religion”, “religion à la carte”, “bricolage” gibi metaforlar yaygındır; bu metaforlar dinler arası karışımı bireysel, keyfi, geçici bir tüketim biçimi gibi sunar. Sigalow bu metaforlara karşı çıkar. Ona göre Yahudi-Budist karşılaşması ne keyfi ne de yüzeyseldir; tarihsel ve yapısal süreçlerle şekillenmiş, kalıcı bir senkretizmdir. Daha da önemlisi, bu süreç Amerikan din sosyolojisindeki egemen paradigmaya da meydan okur. O paradigmaya göre Amerika’daki azınlık dinleri çoğunluğa, yani liberal Protestanlığa benzeyerek uyum sağlar. Sigalow başka bir şey iddia eder: azınlık dinleri sadece çoğunluğa değil, birbirlerine de uyum sağlar. Yahudilik ve Budizm bu ülkede karşılıklı olarak birbirini değiştirmiştir.

Bu iki kavram birlikte okunduğunda, Yahudi-Budist karşılaşmasının yalnızca bireysel tercihlerle değil, belirli bir toplumsal konumun açtığı imkânlar ve koyduğu sınırlar içinde şekillendiği görülür. Toplumsal konum kimin Budizm’le karşılaşacağını belirler; senkretizm de o karşılaşmadan ne çıktığını adlandırır.

Kitabın ilk kısmı dört dönemi kronolojik olarak izler. İlk dönem 1875-1923 arasıdır ve 1893 Chicago Dünya Dinler Parlamentosu’ndaki bir sahneyle açılır. New Yorklu zengin bir dantel tüccarı olan, kırk bir yaşındaki Charles T. Strauss, Anagarika Dharmapala’nın bir konferansının ardından sahneye çıkar ve Beş İlkeyi alarak Amerika topraklarında Budizm’e geçen ilk kişi olur. Sigalow, Strauss’un öyküsünü yalnızca bir merak nesnesi olarak değil, kitabın tezinin tipik bir vakası olarak kurar. Strauss, Reform Yahudiliğinin liberal-evrenselci ortamından gelir, ama o ortamı yetersiz bulur; Budizm’e yöneldiğinde de Asya kültürünün getirdiği “ek yükleri” (mitler, ritüeller, çoktanrılı tasvirler) ayıklayıp Batı’nın akıl-bilim çerçevesine uygun bir Budizm imal eder. 1923’te Zürih’te yayımladığı The Buddha and His Doctrine kitabı, Budist modernizminin erken bir manifestosudur.

Yirmili yıllarda başlayan ikinci dönem, Yahudiliğe ilgi duyan tek tük entelektüellerin yerini Asyalı öğretmenlerle doğrudan eğitim alan figürlerin aldığı bir geçiş evresidir: Julius Goldwater, Samuel Lewis, William Segal. Sigalow her birinin kişisel yörüngesini ayrıntılı izler. Asıl kırılma 1966-1990 arasında, Amerikan solunun yükselişiyle çakışan üçüncü dönemde gelir. Bu, Yahudi aktörlerin Budizm’le ilişkisinde yalnızca katılımcı değil, dönüştürücü hale geldiği bir evredir. Yahudi Amerikalılar Zen, Tibet Budizmi ve içgörü meditasyonu (vipassana) topluluklarında öğretmen ve lider konumuna gelirler. Sigalow burada provokatif bir argüman ileri sürer: Yahudi öğretmenler bu süreçte sadece Budizm’i öğrenmediler, onu yeniden biçimlendirdiler. Meditasyonu pratiğin merkezine yerleştirdiler, ona aktivist bir etik kazandırdılar ve psikoterapötik bir yönelim eklediler. Bugün Amerika’da bilinen Budizmin pek çok özelliği bu Yahudi öğretmenlerin müdahalesinin ürünüdür. 1991’den günümüze uzanan dördüncü dönem ise bu dönüşümün kurumsallaştığı evredir; Jon Kabat-Zinn’in mindfulness’ı seküler-tıbbi bir form olarak paketleyişi ve Nathan Cummings Vakfı’nın Yahudi-Budist diyalogları desteklemesi bu evrenin iki ana eksenidir.

Kitabın ikinci kısmı tarihten etnografyaya geçer. Sigalow seksenden fazla mülakatla, üç yıllık saha çalışmasıyla New England, New York ve Kaliforniya’daki Yahudi ve Budist meditasyon merkezlerini gezmiş, hem öğretmenlerle hem sıradan uygulayıcılarla konuşmuştur. Beşinci bölüm meditasyonun nasıl “Yahudileştirildiğini” anlatır: belli bir Yahudi öğretmen kuşağı meditasyonun Budist köklerini bilinçli olarak gölgede bırakıp pratiği bir Yahudi çerçevesi içinde yeniden paketledi. Bu sayede meditasyon Amerikan Yahudi anaakımına hem tanıdık hem de heyecan verici şekilde “egzotik” göründü. Altıncı bölüm “manevi olarak zenginleşmiş” diye adlandırdığı bir grubu inceler: bu kişiler Yahudiliği aktif olarak sürdürürler, ama Budizm’i maneviyatlarını derinleştiren bir tamamlayıcı olarak görürler. Yedinci bölüm doğuştan Yahudi olup Budizm’e dönen otuz iki kişiyle yaptığı mülakatlara dayanır. Sigalow bu kişilerin ortak bir örüntüsünü saptar: Yahudiliklerini “atfedilmiş ve kültürel” (kendileri seçmediler, içine doğdular), Budistliklerini ise “kazanılmış ve eylemli” (kendi tercihleriyle, pratiğin içinden) olarak deneyimlerler.

Sonuç bölümü Kamenetz’in 1994 tarihli The Jew in the Lotus kitabından sonraki manzarayı değerlendirir ve Yahudi-Budistlerin üçlü bir tipolojisini sunar. Sigalow burada baştaki şakaya geri döner: Sheldon’ın o mağaraya çıkışı tek başına bir kaçış öyküsü değil, Amerikan din tarihinin bir parçasıdır. Bu çerçevede American JewBu, yalnızca Yahudi-Budist ilişkisinin değil, Amerika’da bir azınlık dininin başka bir azınlık diniyle nasıl etkileşime girdiğinin ve bu etkileşim sonucunda her ikisinin nasıl dönüştüğünün ayrıntılı bir vakasıdır.

İçindekiler

  • Giriş: Sheldon Dağın Tepesinde (Introduction: Sheldon on the Mountain)
  • Bölüm 1: Engelleri Yıkmak (Breaking down the Barriers)
  • Bölüm 2: Erken 20. Yüzyılda Budist Yollarla Kendini Keşif (Buddhist Paths to Self-Discovery in the Early Twentieth Century)
  • Bölüm 3: Yahudiler ve Amerikan Budizminin Liberalizasyonu (Jews and the Liberalization of American Buddhism)
  • Bölüm 4: Budizm ve Kontemplatif Bir Yahudiliğin İnşası (Buddhism and the Creation of a Contemplative Judaism)
  • Bölüm 5: Meditasyonu Yahudileştirmek (Making Meditation Jewish)
  • Bölüm 6: Yahudi-Budist Maneviyatını Haritalandırmak (Mapping Jewish Buddhist Spirituality)
  • Bölüm 7: Yahudi-Budist Bir Kimlik İnşa Etmek (Constructing a Jewish Buddhist Identity)
  • Sonuç: The Jew in the Lotus’tan Sonra (Conclusion: After The Jew in the Lotus)
  • Ekler: Araştırma yöntemleri, öğretmen ve uygulayıcı röportaj rehberleri, notlar ve kaynakça.

Neden İlginizi Çekebilir?

Amerikan Yahudiliğinin son yüzyıldaki dönüşümüne ilgi duyanlar için kitap, alışılmadık bir kapı açar. Reform-Muhafazakâr-Ortodoks ekseni dışında bir yerde, çağdaş Yahudi maneviyatının “tefekkür Yahudiliği” denen yeni bir biçimini ve onun nasıl Budist meditasyon pratiğiyle iç içe geliştiğini anlatır.

Mindfulness ve meditasyonun Amerikan kültüründe nasıl yaygınlaştığını merak edenler için Sigalow’un argümanı kışkırtıcıdır: bugün seküler bir teknik gibi pazarlanan mindfulness’ın Amerika’ya geliş ve yerleşme sürecinde Yahudi öğretmenler belirleyici rol oynamıştır. Joseph Goldstein, Sharon Salzberg, Jack Kornfield, Jon Kabat-Zinn, hepsi bu hikâyenin parçasıdır.

Din sosyolojisiyle ilgilenenler için kitap, “azınlık dinleri çoğunluğa benzeyerek uyum sağlar” tezine bir karşı model sunar; senkretizm kavramını polemik bir damgadan analitik bir araca dönüştürür ve “salad bar din” gibi metaforların ardındaki sığ bireyselci varsayımları sorgular.

Çoklu kimlik ve hibrit aidiyet meselelerine ilgi duyanlar için Sigalow’un mülakat verileri özellikle değerlidir; “Yahudi olarak doğdum, Budizm’i seçtim” diyen insanların bu iki katmanı nasıl tarif ettiklerini, hangisini “verili” hangisini “kazanılmış” gördüklerini ilk elden aktarır.

Yazar Hakkında

Emily Sigalow, çağdaş Amerikan Yahudi yaşamı üzerine çalışan bir sosyologdur. Lisansını Swarthmore College’da Sosyoloji-Antropoloji bölümünde, yüksek lisansını Ben Gurion Üniversitesi’nde Yahudi Halkı Tarihi alanında, doktorasını Brandeis Üniversitesi’nde Sosyoloji ve Yakındoğu-Yahudi Çalışmaları alanında tamamlamıştır. Brandeis, Duke ve Wesleyan üniversitelerinde akademik görevler yapmış, hâlâ Brandeis’la bağını sürdürmektedir. Şu anda New York’taki UJA-Federation bünyesinde Etki ve Performans Değerlendirme Bölümü’nün İcra Direktörü olarak görev yapmakta, Amerikan Yahudi topluluğu üzerine araştırmaları yönetmektedir. American JewBu ilk kitabıdır ve 2019’da National Jewish Book Award’ın Amerikan Yahudi Çalışmaları dalında finalist olmuştur.

Sigalow, Emily. American JewBu: Jews, Buddhists, and Religious Change. Princeton: Princeton University Press, 2019

Diğer Kitaplar

Bunları da beğenebilirsiniz

Welcome Back!

Login to your account below

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Add New Playlist